Hayvan Gibi Aşığım Caiz mi?

Geçtiğimiz hafta, ülkemizin, yaza damgasını vuracak yeni hit’i, ”Namaz kılmayan hayvandır’’ diye, muhteşem açıklamasıyla gönülleri fetheden bir hocamızın etiketiyle, kalplerdeki yerini aldı. Sonrasında, yanlış anlaşıldığını ifade eden açıklamaları olmuş. Eminim ki, öyle demek istememiştir! Fazla hayvansever olduğunu düşünmüyorum bu söyleminden sonra. İsterseniz benim içim fesat olsun ama sormadan edemeyeceğim, hayvan olmak kötü bir şey mi canım? Şahsen ben martı olsam, fena olmazdı. Ne işim var ki, uçmak varken, ayağım yere falan basıyor, halen anlamış değilim 🙂 Bizim çözemediğimizi, hayvanlar öğrenmiş şekilde doğuyorlar. Kedileri inceleyin mesela, dünyanın parasını döktüğümüz Yoga’ymış, Pilates’miş, hepsi kendilerinin fabrika ayarlarında doğuştan mevcud. Kişisel gelişimimiz için, biz, her yandan çığ gibi hortlayan yaşam koçlarına muhtaçken, kediler, kendilerine neyi layık görüp görmediklerini, hangi davranışı isteyip istemediklerini, koçsuz, meleksiz, şeytansız çözmüş durumdalar. Canı isterse yanaşıp sevdirir, sıkılınca kalkar gider, sen fazladan sevmek istersen de ‘’ne münasebet’’ temalı tırmığıyla, kendini dış dünyanın gereksiz enerjilerinden, komplimanlarından, ayıp olmasın diye kıymetli vaktini yedirtmelerden korur, sakınır. Doğuştan kedisel gelişimin ustalarıdır cancağızlarım. Gördüğüm tüm kuşlarsa, 5 vakit şükrediyorlar bence, gün ışığının hareketine endeksli cıvıldamalarını da bir müzisyen olarak inceledim, evet yaptım bunu da, hayvan diyorlar ama insanlık için böyle işlerle de uğraşıyorum 🙂 Abdest aldıklarını bile söyleyebilirim. Adı abdest değilse de, çıkış amacı temizlik olması dolayısıyla, aynı yere varıyor mevzu. Bize ”5 vakit abdest alın’’ denmiş, kendimiz akıl edemeyiz falan temizlenmeyi, yazıp vermişler, rağmen metrobüslerde, kokumuzdan hayvanlara bile baygınlık geçirtir durumdayız. Hayvanlar ise, tuvaletlerini yapınca bile, üzerini örtüyorlar. Örtmeyeniyse, en azından geri dönüşümden haberdar, gidip toprağa yapıyor, bizim gibi Bebek’ten yatının pisliğini denize boşaltmıyor.

Şahsen ben, insani olarak, hiç kızmıyorum bu saçma söyleme. Namaz kıldığımdan üzerime alınmıyor falan da değilim. Kılıp kılmadığım da, kimseyi ilgilendirmez. İbadet, ne zamandan beri afişe edilir oldu ki zaten? Dinde zorlama, Anayasaya falan kondu da, haberimiz mi yok? Normalde böyle siyasi ve dini meseleleri yazmaktan hoşlanmıyorum. İnsanı belli bir kalıba sokmaya çalışan hertürlü söyleme de karşıyım. İnandığım tek bir parti var, o da Varoluş Partisi. Ruhumun derinliklerinin, tüm devletlerden daha kalıcı olduğunu biliyorum. Bilimden ve akıldan uzak hertürlü söyleme gösterdiğimiz tepkileri de, törpülemek gerek diye düşünüyorum artık. Namaz kılmayan, tabii ki hayvan değildir. Bu söylem, tabii ki bilinçli yapılmıştır, biz de bu yüzden kızıyoruz. Oysa, kimin ne dediğinin, kim olduğumuz üzerinde en ufak bir etkisi yok, olmamalı, ırgalanmamalıyız artık, kişisel gelişeceksek… Biz neysek, oyuz. Ben bu söylemde, hayvan haklarına hakaretten başka, hiçbir sıkıntı görmüyorum. Şöyle ki;

İSTANBUL İÇİN SEVMEK VAKTİ!
*Keşke hep hayvan olsak da, birbirimize gösterdiğimiz şiddet son bulsa. Gerektiğinde birlikte hareket edebiliyor olup, özgürlüğümüzü de kimselere satmasak.
*Keşke hep hayvan olsak da, yediğimiz kaba yapmasak, ihtiyacımız kadar tüketip, doyduğumuz ele nankör olmasak.
*Keşke hep hayvan olsak da, sevmeyi de, sadakati de, güveni de, doğru yerde doğru tepkiyi vermeyi de, doğuştan bilsek.
*Ehlileştirilemiyorsak da, haddimizi bilip, alıp başımızı gitmeyi bilsek kandırmadan, kırmadan, yaralamadan.
*Keşke hep hayvan olsak da, neysek, o olsak.
*Hayvanlar gibi sevsek, sevilsek, sevişsek, ana olsak, baba olsak, korusak, kollasak, bağ kursak, bağlı ama bağımlı olmasak…
*Keşke hep hayvan olsak da, kedi gibi gelip sokulsak, köpek gibi 100 metreden kalbinin atışını duyup, koşup sarılsak, at gibi üzerindekiyle denge kurup, bir olmayı becersek.
*Keşke hep hayvan olsak da, cenazemizde kimse ”nasıl bilirdiniz?” diye sormasa, yaşarken olduğumuz gibi kabul ettirsek kendimizi..

Maddelerim uzar gider. Namaz kılmıyorum diye hayvan oluyorsam, bence sakıncası yok. Hayvanları da, benim inandığım yarattı zaten, sıkıntı yok. Siz niye üzüldünüz ki, ben onu anlayamadım ? Oyunculuk eğitiminde bile en temel dersler, hayvanları canlandırmayla başlar. Sadece taklit etmek değildir, içselleştirip, gözlemini kendi ruhundan geçirip, fazla tribe girmeden, hayvan oluvermelisin. Fark şudur, kuş taklidi yaparsan gülünç olursun, kuş olmalısın. Tabii ki, gözlem ve anlamak mühim şey. Doğallığa giden en güzel yol, hayvan olmaktan geçer. Hayvanı bile anlayacaksın, zaten bizim ülkede empatiyi bu yönde geliştirmekte fayda var, zira hepimiz hayvanız artık 🙂 Bize hayvan diyorlarsa da, hakkını vermek lazım o halde. Hayvanım ayrıca, sakıncası mı var? Kedi gibi sevecek, kuş gibi cıvıldayacak, at gibi sahibiyle ‘’bir” olacak, balık gibi hayallerimi suya salacak, oradan buharlaşacak, yağmur olup yağacak, bir ormana dönüşüp, tüm ailemi içine katacağım. Hayvan oğlu hayvanlar doğurup, onlara yaşamın sırrını anlatacağım. Evet çözdüm onu da, doğarken içime yerleştirmişler, ruhumda saklı, duyuyorum, sahte ruhlar beni üzdükçe çoğalıyorum, yeniden keşfediyorum iyiyi, kötüyü, kendimi…

Doğarken kattım mucizemi dünyaya, bunun için de, şükranla dolu içim. Yaşamın kıyısında değil, tam ortasında dolaşıyorum, yaşıyorum! Tapınmıyorum, hayranlık duyuyorum evrene, ‘’hiç” oluveriyorum düşündükçe. Ne insanlığımın, ne de bana hayvan diyenlerin önemi kalıyor o anda! İçimi öyle bir sevgiyle dolduruyorum ki, herkes tanıdık oluveriyor tanımadığım yerlerde bile, aynı yerden seviyoruz birbirimizi. Dokunmadan, anlayarak, anlaşılarak, anlaşarak. Madem artık ‘’insan’’ denilene tecavüzün yolları taştan, biz hayvanlar, daha çok sevelim, sevişelim derim! Kapattığına tenhada kabaran insansa, biz sahilde elele dolaşıp metroda öpüşelim derim!

Kafalar çok karışık, şimdi tüm göndermeleri ciddiye alan falan da olur, ironiyi çarptırayım da bırakayım madem; Beni sevmeyen hayvandır! Yok bu da düşmana iltifat oldu 🙂 Aşağı tükürsem kedi, yukarı tükürsem beyni sarıklı, buyurun siz çözün, ey okur… Anlamayın hatta, bırakın dağınık kalsın, duymayın bile böyle hakaretleri artık, bırakın kim olduğunuzu size hayat söylesin!
Madem adım Aşkçı benim, Hayvan gibi de aşık olacağım, caiz mi hocam?
İstanbul için sevmek vaktidir, Allah kabul etsin!

Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

[email protected]

[email protected]

(Yazıların ve görsellerin tüm hakları saklıdır.)